PAN' IN LABİRENTİ (2006)

 IMDB: 8.2 

Yönetmen: Guillermo del Toro 

       Orijinal adıyla "El Laberinto del Fauno",  1944 ispanya iç savaşı sonrası yaşanan  bunalımın kitapsever  küçük bir kızın bilinçaltının yarattığı hayali dünya üzerinden büyük bir ustalık ile anlatıldığı dram, fantastik, savaş türünde bir film olarak karşımıza çıkıyor. Fantastik bir film izleyeceğimi düşünerek oturduğum ekran karşısında fazlasını bulduğumu, oyunculuk ve görsellik olarak beni fazlasıyla tatmin ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Şimdiden bir uyarı; önceden bilmek isteyebilirsiniz  film hakkında bazı ayrıntılara gireceğim.


Filme gelecek olursak; anlatıcının ağzından bir hikaye ile başlıyor her şey. Hikayeye göre yeraltı krallığının prensesi Moanna, insan dünyasına duyduğu merak nedeniyle bir gün saraydan kaçar ve yukarı çıkar ama  hastalık ve açlıktan dolayı  ölür. Fakat kralın inancına göre kızı bir gün başka bir bedende geri gelecektir. Zaten izlediğinizde hikayenin, filmin ana hatlarını oluşturduğunu fark edeceksiniz 

Ana karakterimiz olan Ofelia, babasını iç savaşta kaybetmiş ve annesinden başka kimsesi olmayan on yaşında bir kız çocuğudur. Her fırsatta okuduğu kitapları tek eğlencesi haline gelmiş ve hayal dünyasını oldukça genişletmiştir. Annesi Carmen ise hayatlarını devam ettirebilmek için isyancıları bastırmak amacı ile kurulmuş, askeri bir karakolda görev yapan faşist yüzbaşı Vidal ile evlenir ve Vidal'in çocuğuna hamiledir. Ofelia başından itibaren baskıcı Vidal'i asla babası olarak görmez. Zaten Vidal ile çatışmaları filmin sonuna kadar da kendini göstermektedir. 

Burada Vidal karakteri katıksız kötülüğü temsil etmektedir adeta. Kendinden farklı düşünenleri baskı ve şiddet yolu ile susturması ya da yok etmesi, ataerkil yapısı, kahyası Mercedes'in  kadınlığına karşı kullandığı aşağılayıcı cümleler, erkek çocuğunu yüceltmesi… Buna benzer birçok hareket bağlı olduğu faşist ideolojiyi gözler önüne seriyor ve dönemin yönetimi faşist rejime gönderme yapıyor. 
Ofelia için bu karakol kasabası tam bir cehenneme dönüşmüştür. Burada konuşabildiği tek kişi kahya Mercedes'tir. Aslında Mercedes ve Ofelia aynı hikayeyi faklı düzlemlerde yaşamaktadırlar. Belirli amaçlar uğruna Vidal'in yanında kalmak zorunda olan Mercedes ona karşı nefret beslemekte fakat isyancılar arasındaki erkek kardeşini korumak için sesini çıkarmamaktadır ve Ofelia gibi o da Vidal'in şiddetinin kurbanıdır.Bu şekilde  Mercedes ile gerçekliğin acı yüzünü görüyor ve dönemin getirdiği acıları yaşıyoruz. Yönetmen bize bir uyum içinde  Mercedes ile gerçekliğiOfelia ile hayali yaşatıyorBu iki kişinin dünyası birbirine tamayla zıt ama bir o kadar da bütün bana göre. Film boyunca iki hikayenin birbiri ile sürekli etkileşim içinde ve birbirine  mükemmel bir paralellikte ilerlediğini göreceksiniz.  
Ofelianın Bir yanda babasını kaybetmiş olması ve annesinin, hamileliği nedeni ile hastalığı, diğer yanda  Vidal'in onun üzerindeki tüm otoritesi ve insanlara uyguladığı baskı, şiddet ve her türlü insanlık dışı uygulamalara tanıklık etmesi  daha da kabuğuna çekilmesine ve gerçekte bulamadığı mutluluğu hayal dünyasında kazanma çabasının başlamasına sebep olur. 
Köyün arka tarafında keşfettiği labirentte karşılaştığı Pan ona, prenses olduğunu kanıtlayabilmesi için başarması gereken üç görev verir. Eğer başarılı olursa  Ofelia prenses olduğunu kanıtlayacak ve mutlu olacağı yeraltı dünyasına geri dönecektir. Bu üç görevi başarmaya çalışırken aslında gerçek dünyada yenemediği kötülükleri yenmeye çalışacaktır. Zaten izlerken fark edeceksiniz ki kahramanımızın görevlerinde imgelemeler oldukça fazla. Yer altında karşılaştığı canavar bana göre yüzbaşı Vidal'in hayali dünyadaki yansımasıdır. Daha önce de dediğim gibi Mercedes ve Ofelia'nın hikayeleri zaman zaman birbirine karışıyor ve kahramanımızın hayali dünyasında imgelere dönüşüyor. Ofelia'nın  bulduğu bıçak ve Mercedes'in bıçağı gibi... 
Filmin atmosferine baktığımızda alışılagelmiş peri masallarının, dışında  kasvetli ve korkunç  bir havası vardır ki bunun Ofelia'nın bilinçaltının  yansıması olduğunu düşünüyorum.  kahramanımızın kurduğu hayal dünyası dış dünyadan olabildiğince uzak ama bir o kadar da dış dünyanın kasvetinden etkileniyor. 
Sonuna kadar tek bir sahnesinde bile sıkılmadan izlediğim filmlerden biri olan Pan'ın Labirenti; yaratılan başarılı rolleri, oyuncuları ve görselliğiyle aldığı tüm ödülleri hak ettiğini fazlasıyla bize kanıtlıyor. Hem dram hem de fantastik severlerin beklentilerini fazlasıyla karşılayacağını düşünüyor ve  İzlemeyenlere  şiddetle tavsiye ediyorum.  

NOTT



Bunları da Beğenebilirsiniz

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.