ROMEO+JULIET 1996

ROMEO VE JULIET
YÖNETMEN: Baz LUHRMANN
IMDB:6,8



"Şiddetle başlayan hazlar,
Şiddetle son bulurlar.
Ölümleri olur zaferleri, 
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi..."



Öncelikle yönetmen hakkında söylemeliyim ki en sevdiklerim arasında kendisi, nedeni ise filmlerinde görselliğe oldukça önem vermesi, sanki bir filmden çok fotoğraf gibi akıyor sahneler, Baz Luhrmann’ın filmlerinde her kare ayrı bir güzel oluyor. Daha öncede Moulin Rouge ve Muhteşem Gatsby filmlerinin incelemesini yapmıştık. Bugünde yüzyıllar öncesinin bir hikâyesi olan Romeo ve Juliet’in Miami yorumu ile daha günümüze yakın olan bir çerçeveden bakacağız.

Hikâye bilindiği üzere iki düşman ailenin çocuklarının birbirine olan aşkı ve ailelerin düşmanlığı çerçevesinde dönüyor. Film en başta televizyon haberlerine bile konu olan kavgaları ile her zaman gündem de olmaları ile başlıyor ve filmin bitimi de yine haberlerde yer alıyor. Hikâyenin detaylarına girmeyeceğim çünkü zaten az çok herkes aşinadır. Ne zaman bu iki ailenin gençleri birbirlerini görse bir kavga başlıyor, tabi kılıçlarla olan bir düello olmuyor. Kılıcını çek denildiğinde kılıçlar yerine kılıç ismini taşıyan silahlar yer alıyor.
Film absürtlükler ile başlıyor, sürekli eğlence, dövüş derken davetsiz bir partiye katılan Montaguelerin genç varisi, Juliet’ i görüyor. Kızın gerçekte kim olduğunu öğrendiğinde ise birbirlerinden çok etkilenmeleri sonucunda evliliklerinin aileler arasındaki anlaşmazlığı sonlandıracağını düşünüyorlar.

Filmde Romeo’yu canlandıran Leonardo Di Caprio ’nun filmdeki görüntüsü giydikleri her şeyi ile tam olarak zihne kazınan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar yüzlerce kez oynanan bir oyun olmasının yanı sıra sinemaya da defalarca uyarlanan filmin en bilinenler arasında olmasına şaşmamamız lazım. Bir diğer karakter ise Juliet’i canlandıran Claire Danes, açıkçası ilk başta pek etkileyici gelmedi diyebilirim ama filmi izlemeye başlayınca kesinlikle çok iyi bir karar dedim. Claire Danes’i çok fazla dizilerde falan görüyordum fakat Juliet olduğunu fark ettiğimde açıkçası şaşırdım. Kendisi daha çok dizilerden aşina olduğum bir kimseyken; Leonardo kariyerine sinema dünyasından ilerlemeye devam edecek ve zaman geçtikçe adından daha da bahsettirecek…
Filmin eski ve yeniyi bütünleştiren bir tarafının olmasının yanı sıra repliklerin daha çok shakespearevari bir şekilde olduğunu da söylemem lazım. En başlarda biraz garip gelmişti fakat konu ilerledikçe her şey yerli yerine oturuyor ve bir şölene dönüşüyor. Tabi herkes aynı fikirde olmayabilir şahsen filmi ilk izlediğimde lise 2. Sınıftım ve pek bir şey anlayamamıştım replikler kafamı karıştırmıştı. Şuan üniversite son sınıfta tekrar izlediğimde ise ne kadar mükemmel bir film olduğunu fark ettim. Leonardo ise en sevdiğim oyuncular arasında daha da bir yükseldi demeliyim.
En hoşuma giden karakterlerden biriside Romeo’nun arkadaşı olan Mercutio oldu. Rolü o kadar sempatik oynamış ki ölmesi açıkçası üzücü oldu. Zaten olayların karışması buradan sonra başlıyor.

Filmin son sahnesinde Romeo, Juliet’in mezarına geldiği sırada içerisinin mumlarla aydınlatılmış olduğu karelerde aklımdan geçen ilk şey o kadar çok mum, nasıl hepsi aynı anda yanabildi ve bu sahneyi nasıl çektiler diye düşünmeden edemedim.
Bir diğer bahsetmek istediğim şey ise filmden bağımsız olarak One Piece adlı dünyaca ünlü animenin-ayrıca benimde çok sevdiğim bir animedir-başkarakterlerinden olan Sanji karakterinin kimden esinlenildiğine de değinmeden geçemeyeceğim, anime zaten karakter yaratımı açısından tanıdık simalar kullanması ile biliniyor. Romeo’nun sürgüne gönderildiği kısımda karavanın dışında oturup beklerken giydiği siyah takım elbise, sigara içişi, yürüyüşü her şeyi ile tıpatıp aynı diyebilirim. One piece dünyasının Romeosu da diyebiliriz.



Filme bir göz atmadan geçmeyin derim. Özellikle de oyunculuk ve görsellik için izlemeye değer.


GAİA


Bunları da Beğenebilirsiniz

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.