DÖVÜŞ KULÜBÜ 1999

FIGHT CLUB 1999
IMDB: 8,9
YÖNETMEN: David FINCHER

"Eğer bunu okuyorsan, bu uyarı senin için. Bu anlamsız güzel baskılı kağıttan okuduğun her kelime hayatından harcanan diğer bir saniye demek. Yapacak başka işlerin yok mu? Hayatın gerçekten bu kadar boş mu da bu anları daha iyi geçirebileceğin bir yol düşünemiyorsun? Yoksa saygı ve inanç beslediğin otoriteyi ortaya koyanlardan çok mu etkilendin? Okuman gereken her şeyi okur musun? Düşünmen gereken her şeyi düşünür müsün? Sana alman gerektiği söylenen her şeyi satın alır mısın? Apartmanından dışarı çık, karşı cinsten biriyle tanış. Lüzumsuz alışverişi ve mastürbasyonu bırak. İşinden ayrıl. Bir kavga başlat. Yaşadığını kanıtla. Eğer insanlığını ispat edemezsen, bir istatistik olarak kalacaksın. Artık uyarıldın. " - Tyler Durden

Filmin başında koca harflerle yazılmış olan WARNING yazısını hatırlamışsınızdır.

Chuck Palahniuk tarafından yazılmış olan romanı sinemaya uyarlayan David Fitcher olmuştur. Dövüş kulübü tüketim toplumuna eleştiri niteliğindedir.
Film ilk başta ağzına silah dayalı bir kişinin sahneye çıkmasıyla başlar ve o noktaya nasıl geldiklerini konu edinir. Anlatıcı yani Narrator gayet düzgün bir işi ve evi olan sürekli yeni olan ne kadar mobilya varsa almak zorunda hisseden tarzını, kişiliğini yansıtan ürünleri IKEA’dan satın alan sıradan birisidir. Hayatta her şeyi yolunda giden anlatıcımızın tek derdi evinin hangi kısmını nasıl dekore etmelidir.

Filmin daha başlarında Tyler anlık görüntülerle hızlı bir şekilde görünür ve kaybolur. Yavaştan bazı sorunların ortaya çıkmaya başladığının belirtisidir. Zaten daha sonrada uyku sorunu ortaya çıkar anlatıcımızın, doktora gittiğinde ise doktor onu fazla dikkate almaz daha kötü durumda olan kişilerin olduğunu söyleyerek başından savar ve ona daha kötüsünü görmek istiyorsa kanser gruplarına gidip görmesini ister. Anlatıcımız buralara gider birçok kişi ile tanışır ama asıl dikkat çeken karakter Bob’tan bahsetmek istiyorum: Bob, vücut geliştirme üzerine bir şeyler yapıyor. Doping ilaçlarını çok aldığı için zamanla bu onda göğüslerinin büyümesine ve testis kanserine yol açmış. En güçlü tüketim nesnesi olan bedenlerimizde burada zamanla sistemin çürüyen bir şeyi haline geliyor.

Starbucks bardaklarının filmin her karesinde yer alması dikkatli bir izleyicinin gözünden kaçmamıştır. Kapitalizmin en büyük şirketlerinden Starbucks gayet güzel bir seçim olmuş. Filmin başında da bahsedilen IKEA sadece bir örnek, diğer birçok markada size, sizin tarzınızı kişiliğinizi yansıtan şeyler diye bir ton şey satmaya çalışmıyor mu?  ''Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyacımız olmayan şeyleri alıyoruz’’ diyor Tyler. Tyler ve Narrator barda otururlarken Tyler ‘Duvet ne biliyor musun?’ diye soruyor yorgan, battaniye diye bir cevap veriyor Narrator’ da yani bizim gibilerin duvetin ne olduğunu bilmesine ne gerek var. Bir şeyin ismi değişince kendisi değişmiyor ki sadece bir pazarlama taktiği oluyor. ''saplantılı bir yaşamın yan ürünleriyiz yani tüketiciyiz’’ marka takıntılılığı ve her gün size ne olmanız gerektiğini söyleyen yüzlerce reklam. Bunun güzel bir örneği daha filmde otobüse bindikleri zaman Calvin Klein reklamını görüyorlar ve Tyler gülüp ‘Sence bir erkek böyle mi görünmeli?’ diyip dalga geçiyor ve bu tarz vücut geliştirme, sizin nasıl görünmeniz gerektiğini söyleyen her şey aslında kişisel tatminden başka bir şey değil. ''Sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz.’’  Sadece özel olduğunuzu düşünmelerini istiyorlar tabi ki onların dediklerini satın alır ve yaparsanız.

Küvet sahnesini hatırlarsınız Tyler ile Narrator konuşurlar ve aralarında şöyle bir konu geçer; Babasının üniversiteye gitmemesi onun için önemlidir ve Tyler’ın üniversite okuması gerektiğine karar verir. Daha sonra okul bitip arar, bir iş bul der babası sonrasında aradığında da evlenmesini söyler. Neden? Başka bir alternatif yok mu? Doğru yaşam tarzı bu ve biz illa bunu mu yapmalıyız? Tyler ‘Biz kadınlar tarafından büyütülmüş bir erkek nesliyiz ve aradığımız gerçekten bir kadın mı merak ediyorum’ der. Nasıl yaşamamız gerektiğine bile biz karar vermiyoruz aslında sadece nasıl olmamız gerekiyorsa o oluyoruz. Sorgulamıyoruz, farklı bir alternatifi düşünmüyoruz çünkü daha önce birileri bizim yerimize düşünmüş ve geriye ise sadece onu almak kalıyor.

Otel sahnesi var üstelik şu her şeyin tek kullanımlık olduğu kısım var ya hani tek kullanımlık şampuan, tek kullanımlık diş macunu falan aslında kişinin ne kadar yalnız olduğunu gösteriyor. Her ne kadar sosyal olduğumuz yönünde görünse de hayat tek kullanımlık şeylerde ibaret. ''Bizim kuşağın cam ayakkabısı da prezervatif, bütün gece dans edip bir kenara atıyorsun’’  diyor Marla. Burada ilişki kavramı bile artık iyice basite indirgeniyor. Günümüzde artık kimse kimseyi tanımak istemiyor sadece o an o kişiyi çok sevdiğini düşünüyor ve ne oluyor, aslında beklediği sevgi o olmuyor.

‘Boktan dairelere numara yerine harf verirler’ burada kişinin yaşadığı yer bile sınıflandırmaya giriyor. Hani hepimiz eşittik?

Tyler dışarıya karşı görünen yüzü Narrator ise görünmeyen. Bir kişilik çatışması var. Bir süre Tyler ortadan kayboluyor ve olayların çığırından çıktığı anlar o kısım zaten hani tartışma sırasında Narrator Tyler’ın varlığını reddetmek istiyor ve bunun üzerine de Tyler neden güçlü tabiatlı birisi zayıf tabiatlı birisi gibi görünmek istesin ki diyor.

''İnsanlar bunu hep yapar kendi kendilerine konuşurlar. Kendilerini olmak istedikleri gibi hayal ederler.''Tyler ise bunun en üst noktası, çünkü tam olarak olmak istediği kişiye dönüşüyor ama zaman geçtikçe kendisi olmaktan tamamen çıktığını farkettiği anda Narrator savunma mekanizmasına geçiyor. Kişilikler çatışıyor. Hepimiz dışarıya olmak istediğimiz kişi gibi görünmek için nasıl davranıyoruz? Beğenilmek ve onaylanmak için nelerden vazgeçip neleri feda ediyoruz? Kişinin kendisinden ne kadar ödün verdiği ile alakalı ‘‘Her şeyi kaybettikten sonra özgürsün’’  ve ’’ Her şeyi bir kenara bırakıp bir gün öleceğini kabul etmelisin’’ diyor Tyler. Burada hiç ölmeyecek gibi yaşayıp istemediğimiz şeyleri yapıyoruz ve zaman hızla geçiyor.  '' Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok çok kızgınız.’’ Bu replikte rock yıldızı derken Jared Leto’ya dönmesi ise oldukça ironik ve güzel bir nokta olmuş.

Kendileri gibi olabildikleri tek an dövüştükleri an çünkü orada günün stresini yapamadıklarını ve söyleyemediklerinin hepsini tüm sinirlerini çıkarabildikleri tek yer. Narrator Angel Face’in yüzünü dağıttığında ''Sadece güzel bir şeyi yok etmek istedim’’ diyor. Bazı ayrıcalıklara sahip olamayan kişilerin o şeyleri yok etmek istemesi  çok tanıdık değil mi?

Her gün ne kadar çok bilgiye maruz kalıyoruz. Bilinçaltımız nelerle dolu sinemadaki sigara yanığı örneğini verdiği bölümde mesela bir anlık bir görüntü kimse ne gördüğünü bilmez ama görmüştür. Bu tarz mesajlara ne kadar maruz kalıyoruz? 
Kredi kartı şirketlerinin yok edilmesi demek ise tüm borçların sıfırlanması ve ekonomik eşitlik anlamında büyük bir adım demek olur. Yani filmin sonunda tüm o dünyaya yön veren şirketlerin sonunun gelmesi bu yüzden.

Filmin sonuna doğru hepimiz birden Narratorun tarafına geçiyoruz. Çünkü Narrator bizden birisi. Tyler anarşist, Narrator ise konforlu olma kısmımız hiç kimse rahat yaşamını bırakıp mücadele etmeye girişmek istemez herkes olana razı gelip sunulanları kabul etmeye programlanmış. Hazırı varken yeni bir şey üretmek kimsenin işine gelmiyor. 

Tyler olmak istediğiniz her şey ve Narrator’da ona bırakıyor kendini, onunla sürekli mücadele ediyor çünkü hayallerindeki kişi Tyler olmak. Bir sonuca bağlamam gerekirse, dövüş kulübünün eleştirdiği Amerikan Toplumu olsa da aslında eleştirdiği kişi bizleriz tüm dünya. Kendimizi sorgulamamıza neden olan bir filmden daha ötesi. 
GAİA


Bunları da Beğenebilirsiniz

2 yorum:

  1. Bu filmi uzun süredir izlemeyi düşünüyordum ve dün (en sonunda) izledim. Bugün ise bu yazıyla karşılaştım. İzlediklerimin yazıyla bütünleşmiş hali filmle ilgili tam bir doyum sağlamama sebep oldu. Dediğiniz gibi "Fight Club" bizi bize gösteren bir film.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.