KIRMIZI VE SİYAH / STENDHAL


Kitabı okuduktan bir süre sonra etkisinde kaldığımı belirtmeliyim. Açıkçası kitabın isminin “Kırmızı ve Siyah” değil de “Kızıl ve Kara” olmasını tercih ederdim. Nedenine değinmeden önce bahsetmek istediğim başka birkaç şey var.
Bu kadar iyi karakter analizleri olduğunu bilseydim çok daha önce okumayı isterdim. Karakterlerin psikolojilerini çok iyi yansıtan yazar bize insanı anlatıyor. Kitapta her bölümün başında epigraf olması ise içerik hakkında ipucu veriyor ve kitaba hoş bir hava katmış.

Başkarakterimiz Julien Sorel ‘in tasvirinde zihnimde canlanan ünlü bir Fransız oyuncu vardı ve kitabın başından sonuna kadar kafamda Julien’i canlandıran kişi o oldu. Başka bir kimseye dönüşmesine imkânı yoktu benim için; saçları, burnu, vücut yapısı, yüzündeki ifade her şeyi ile Louis Garrel’dı bana göre Fransız filmleri ile arası iyi olan kendisini bilir. Başkarakter zayıf çelimsiz bir kimse olmasına rağmen oldukça çekici bir yüzü olduğu kitapta dikkat çeker. Zaten sosyetenin önde gelen hanımlarını kendisine hayran bırakması yeteneklerinin yanı sıra birazda bu yüzden denebilir. Kitap boyunca göze çarpan en büyük unsur sınıf farkıydı. Alt tabakaya ait olan Julien Sorel kendisini sürekli küçük görür ve en küçük sözden bile alınan bir kişiliği vardır bunun içinde üst sınıfta yer alabilmek için o dönemin en saygın mesleğini yapar. Rahip olmayı seçer eğer Napolyon döneminde olsaydı o zaman da subay olmayı istediğini görüyoruz. Sürekli bir yükselme hırsı olduğu dikkat çekiyor. Kırmızı ve Siyah ismi de buradan geliyor; “Kızıl” o dönemin askeri kıyafetlerinin rengi, “Kara” ise kiliseyi temsil ediyor.

İlk kısım da Belediye Başkanının eşi ile yakınlaşan karakter çok sevmesine rağmen hırsları uğruna oradan ayrılır ve 2. Kısımda Mathilde ile tanışır. Bayan Renal ne kadar anlayışlı içten bir kimse ise Mathilde de o kadar şımarık bir kızdır. Sırf alt tabaka bir kimse olduğu için kız sürekli kendisine kızar ve Julien ‘i aşağılayarak ondan uzaklaşır Julien çok acı çekse de daha sonra kuralları öğrenmeye başlar. O kadar çok plan program yapar ki nasıl davranması gerektiği, nerede olması, ne giydiği her şey programlıdır. Asla içinden geldiği gibi davranamaz, çok fazla acı çeker ama istediğini alır. Aslına bakılırsa insanları etkilemek için o klişe ‘akışına bırak’ kavramı değil, daha çok istediğini almak için ortamı yaratan bir kimse görüyoruz. Açıkçası romantizmin o büyülü dünyasından ziyade gerçeklik daha göze çarpıyor. Elde edilen, bir an iyi olan iki dakika sonra sona erebiliyor. Sonsuza kadar kavramı yok. Etkiyi sürdürmek için sürekli başka bir taktik uygulamak zorunda…  Ruh halinde çok fazla dalgalanmalar yaşayan bu üç karakter de görüyoruz ki bir konu da ne kadar çok düşünürsek o kadar fazla sorun karşımıza çıkıyor.

Kitap ilerledikçe gerçekten istediği hayat bu mu diye sorgularken buldum kendimi, aslında kendimize dönüp baktığımızda bile olaylar o kadar tanıdık ki çoğu kişinin yaptığı şeyler ya da karşılaştığımız insan ilişkileri kitabın sonlarına doğru merak içinde okudum. Tüm o olan bitenler, gerçekten istediğinin ne olduğunu anlayan karakter artık pes eder.

Sonuca bağlamam gerekirse, yazar gerçek hayatında da Napolyon’ un ordusunda görev almıştır ve bazı soylu ailelerin yanında bulunmuştur. Bunun ne kadar önemli olduğu ise günlüklerinde belirtilmiş. Açıkçası Kırmızı ve Siyah bize daha çok yazarın kendisini anlatıyor Julien karakteri onunla gayet uyuşuyor. Napolyon ile seferlere katılmış ve gittiği her yerde hayatını büyük ölçüde etkiyecek ve kitaplarına konu olacak kadınlarla tanışmış. Bu kadar çok âşık olan yazar, kadınlardan bayağı çekmiş ama bunu iyi bir şekilde kullanıp yapıt haline getirmiş.

GAİA


Bunları da Beğenebilirsiniz

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.